ANTİK MISIR’DA ÖLÜM VE MUMYALAMA
Günümüzden binlerce yıl önce yaşamış ama günümüze önemli izler bırakmış olan bir kavmin, antik Mısır’ın ölüme bakışı ve bu inançla beraber uygulamış olduğu başta mumyalama ve diğer önemli adetlerinden bahsetmek istiyorum sizlere. Günümüzde İslamiyet’te, Hristiyanlık’ta ve Yahudilik’te nasıl ahiret inancı varsa Antik Mısır’da da bugün inanılan ahiret inancına benzer bir inanç hüküm sürmekteydi. İnsanlar yaşamlarını ölümden sonraki hayata adayarak yaşadıkları için günümüze yaşam alanlarından çok mezarları ulaşmıştır. Başta firavunlar adına yapılmış olan piramitler, önemli ve zengin kişilerin yaptırdığı mastabalar ve kaya mezarlarının duvarlarında ki hiyeroglif yazılar ve çizimler bizlere o gün ki inanış, yaşam ve ölüm hakkında çok fazla bilgi sunmaktadır. Napolyon’un 1798 Mısır seferi sırasında, ekibinin içerisinde bulunan arkeologlar tarafından keşfedilen Rosetta taşı sayesinde hiyeroglif çözülmüş ve geçmiş hakkında daha rahat bilgi edinilebilir hale gelmiştir. Rosetta taşı nedir ve ne kadar önemlidir diye soracak olursanız, bugün orjinali British Museum’da sergilenen taş demotik (Eski Mısır’da halk dili), hiyeroglif ve antik Yunanca yazılmıştır. Antik Yunanca’nın biliniyor olması hiyeroglifinde deşifre edilmesini sağlamıştır.

Asıl merak edilen konu olan mumyalamadan bahsetmeden önce antik Mısır’ın ölüm ve ahiret inancından kısaca bahsetmek istiyorum. Çok tanrılı (pagan) bir dine inanan antik Mısır’lılar her olayı ayrı bir tanrı ile bağdaştırarak mitolojilerini oluşturmuşlardır. Günümüzde daha çok bilinen Yunan mitolojisine göre ölüm ve sonrasının anlatıldığını görürüz Mısır mitolojisinde. İnançlarında ki en önemli tanrılardan biri olan Ra (güneş tanrısı) bile dünyayı aydınlattıktan sonra ölüler diyarını aydınlatmaya gider. Yaşam sadece bir sınav ve geçiştir antik Mısır’da. Yine mitlerinde geçen çok önemli bir söz “insanlar yaşamlarını ölür ölümlerine doğarlar”. Yani dünya üzerinde ki hayat geçişi asıl sonsuz olan ölümden sonraki yaşamdır inancına sahiplerdir. Yazımın başında da belirttiğim gibi ölüm sonrası için adanmış hayatları vardır. Firavunların tahta geçtikten sonra yaptırdıkları ilk iş kendi piramitlerinin inşasına başlamak olmuştur.

Mitolojilerinin en önemli kısmını “ölüler kitabı” denilen 453 bab’tan (bölümden) oluşan kısım oluşturur. Bu bölümler piramitlerin içerisindeki hiyerogliflerden çıkarılmıştır. Kişiler sağlıklarında da bu bölümlerden önemli olanlarını ezberlerler çünkü öldükten sonra mumyalama sırasında baş rahip tarafından bu sözler tekrar edilecek hatta papirüse yazılıp mumyanın eline tutuşturulacak olsa da öteki dünyaya geçtikten sonra yargılama yerine gidene kadar bedeni koruyacak metinlerdir bunlar. Ancak yine yapılan araştırmalar elde edilen bulgular bu 453 bölümün tamamının değil 200 kadarının yoğunlukla kullanıldığını söylemektedir.

Antik Mısır inancına göre kişi öteki dünyaya bedeni ile geçecektir. Bu sebeple beden bütünlüğünün korunması önemlidir. Mumyalama bu sebeple önemlidir. Beden bütünlüğünü korumak adına vücutta eksik uzuv varsa kişinin mumyası üzerinde bu eksik protezler ile giderilmektedir. Çoğunlukla ahşaptan yapılmış olan protezler günümüze kadar yapılmış olan kazılarda defalarca kere çıkarılmıştır. En eski zamanlarda Mısırlılar ölülerini küçük çukurlarda çölün kumuna gömerlerdi. Oradaki sıcak kum ve kuru hava cesedin çabucak mumyalaşmasına sebep olurdu. Mumyalama fikri temel olarak bu durumdan ortaya çıkmıştır. Eski Mısır’da mumyalama daha erken tarihlere uzanan dini bir ritüel olsa da en geliştirilmiş haline Yeni Krallık döneminde ulaşır (M.Ö. 1549 – M.Ö. 1069). işleminin kalitesi yeni krallık dönemi sonrası düşmüştür. Mumyalama işlemi yaklaşık 70 gün sürmektedir. İşlem başlamadan önce beden 3 gün bekletilir sonra ceset Nil Nehri’nin suları ve palmiye şarabı ile yıkanır, günahlarından arındırılırdı. Bu arınmanın adına ‘’İbu’’ denirdi. İkinci aşamada vücut potasyuma batırılarak 1 hafta bekletilirdi. Bir haftanın ardından iç organlar çıkarılmaya başlanırdı. İlk olarak burundan sokulan metal bir çubuk ile beyin akıtılır, kafatasının içini tamamen temizleyebilmek için çeşitli solüsyonlar da kullanılırdı. Bedenin sol tarafına açılan kesikten iç organlar boşaltılırdı. Özellikle bağırsaklar, akciğer, mide ve karaciğer ayrıca mumyalanarak ‘’Kaponik’’ adı verilen kaplara konulurdu. Kalp çoğu zaman çıkarılmaz, çıkarılsa bile mumyalanarak bedene geri konulurdu. Bunun sebebi son yargıda kalbin tartılacak olmasıdır. Organları çıkarılan beden nemi emme özelliği bulunan ve koruyucu bir madde olan ‘’Natron Tuzu’’ ile kaplanırdı ve bu tuz içinde 40 gün bekletilirdi. Kuruyan ceset Nil deltasına götürülüp önce suya batırılır sonra esnek kalması için çeşitli yağlar ile yağlanırdı. Tekrar esneklik kazandırılan bedenin içine yağ ve reçineye batırılmış talaş ve saman gibi malzemeler doldurulur sonrasında bedenin solundaki kesi palmiye ipliği ile dikilirdi.

Bir sonraki işlem bedeni sarmaktı. Beden sarılırken kullanılan reçine, yağ ve kokular karışarak katran kıvamına gelmekteydi. Bölgede bu maddeye zift anlamına gelen ‘’Mumiya’’ denmekte Mumya adı da buradan gelmektedir. Mumya keten ile sarılırken aralarına kendisine öteki hayata geçerken yardım edecek çeşitli muska ve sembollerde konulurdu. Bunlar içince ‘’Otves Muskası’’ gelecek hayatta dengeli bir yaşam sürmesi için, ‘’İsis Düğümcüğü’’ bedeni koruması için konulurdu. Mumyalama ile ilgili en önemli kısımlardan bir tanesi ağız açma törenidir. Bu tören ölünün öteki dünyada yiyip içmesini sağlamak amacı ile yapılan bir işlemdir. Mumyanın ağzına sokulan metal bir parça ile yapılırdı. Mısır dinine göre kişi öldüğünde ruhu ağızdan kuş şeklinde çıkardı. Mumyanın ağzının açılması işleminin bir sebebi de ruhun geri gelebilmesi içindir. Son olarak başında tanrı Anubis maskı olan görevli mumyanın maskını takardı. Sonra baş mumyacı ölünün etrafında ölüler kitabından dualar okuyarak döner ve ellerinin arasına ölüler kitabından bazı ayetler içeren bir papirüs fermanı yerleştirerek mumyayı tabuta koymaya hazır hale getirirdi.

Açıkçası o dönemde de insanlar arasında ekonomik ayrım vardı ve bu ölümden sonrasını da etkiliyordu. Zengin olanın mumyasında kullanılan malzeme kalitesi daha iyiyken fakir olanda daha ucuz malzemeler kullanılıyordu. Ayrıca her fakir tabut satın alamıyordu. Bir diğer taraftan zengin olan kesimin mezar odaları varken fakir olanlar tabut ile direk toprağa gömülüyorlardı. Eski krallık döneminde ölünün mumyalama işlemi bittikten sonra kafasının üzerine ‘’Udjat’’ adı verilen bir göz yerleştirilirken, orta krallık dönemi itibari ile ölünün idealize edilmiş portresi tabuta işlenmeye başladı. Mezar odasına koyulacak olan mumya tabutu ile birlikte ‘’Sarkofag’’ denilen taş lahitlerin içine konulmaktadır. Etrafına da ölünün kullanması için yiyecek ve eşyalar da bırakılıyordu. Mumyalama işlemi ve töreni tamamlandıktan sonra ruhun bedene dönüp tekrar canlanacağı ve son yargının yapılacağı gün beklenirdi. Yargı gününden başarı ile geçen günahsız bedenlerin sonsuz yaşama dünyadaki zenginlikleri ile beraber kavuşacaklarına inanılırdı.

M. Emrah UĞURSAL
Profesyonel Turist Rehberi